Görmeden, yemeden, içmeden dönmeyin
Ege Bölgesi, tarihi zenginliği ve doğal güzellikleriyle, yerli ve yabancı turistlerin en çok ilgisini çeken bölgelerimizden.
İzmir’i
görmek için birçok sebep var. Doğası, denizi ve güneşiyle turistlerin
her zaman ilgi odağı olan, tarihi geçmişiyle birçok farklı kültüre ev
sahipliği yapan İzmir, tarihi bölgelere yakın olmasının avantajıyla
kültür turizmine ilgi duyanların da tercihleri arasında ilk sırada yer
alıyor.
Çeşme, İzmir’in, deniz ürünlerinin mutlaka tadılması
gereken ilçelerinden. Ayrıca ilçede sakızlı kahve ve dondurma gibi
sakızdan yapılan birçok yiyecek ve içecek de farklı damaklara hitap
ediyor.
Efes
Antik Kenti, Meryem Ana Evi, Aziz John Kilisesi, Artemis Tapınağı,
İsabey Cami, Selçuk Kalesi gibi önemli tarihi mekanlara sahip Selçuk’a
bağlı Şirince köyü, gerek mimarisi, gerek üzüm bahçeleri, gerekse de
şeftali bahçeleri için görülebilir.
Uşak’ın geçmişten günümüze gelen en önemli eserleri olan "Karun Hazineleri"nden parçaları Uşak Arkeoloji Müzesi’nde görmek mümkün.
İzmir’in
yanı başında yer alan ve şifalı mesir macunu, çekirdeksiz Sultaniye
üzümü, damaklarda unutulmaz tat bırakan kebabıyla tanınan Manisa, merkezinde ve ilçelerinde sayısız tarihi eser barındırıyor.
Sahip olduğu sıcak su kaynaklarıyla Anadolu’nun şifa merkezlerinden olan Kütahya’daki termal turizm alanları, Çavdarhisar ilçesindeki Aizanoi Antik Kenti, il merkezindeki Frig Vadisi ziyaretçileri bekliyor.
Çavdarhisar ilçesindeki Aizanoi Antik Kenti de Roma İmparatorluğunu günümüze taşıyan nadide eserleri görme imkanı sunuyor.
Düşmanlarını
kazığa vurdurarak öldürdüğü için "Kazıklı Voyvoda" diye anılmasının
yanı sıra "Vampirlerin atası Kont Drakula" olarak da bilinen 3.
Vlad’ın, Emet ilçesine bağlı Eğrigöz beldesindeki kalede hapis
yattığına inanılıyor. Meraklılar, bu mekanı ziyaret edebilir.
-KAHVALTILARIN BAŞ LEZZETİ BOYOZ- İzmir’deki farklı kültürlerin bir yansıması olarak dikkati çeken farklı tatlardan en belirgini boyoz, 15. yüzyılın sonlarında İspanya’dan
Türkiye’ye göç eden Yahudilerin Türkiye’ye getirdiği bir yiyecek.
İzmirlilerin sabah kahvaltısının vazgeçilmezleri arasında yer alan
boyoz, üzerine tuz ve karabiber serpilmiş haşlanmış yumurta ve taze
demli çay ile İzmir Körfezi manzaralı kahvaltıların baş lezzetlerinden.
Şekli
dolayısıyla "kumru" olarak adlandırılan İzmir’in Çeşme ilçesine özgü
ekmek ve aynı ismi taşıyan sandviç, İzmir dışından gelenlerin, "kumru
hiç yenir mi" diye tepki göstermelerine rağmen, zamanla tüm Türkiye’de
yaygınlaştı.
İçine peynir, domates ve yeşil biber konularak soğuk, ya da sucuk, salam,
peynir ve domatesle sıcak olarak tüketilebilen kumru, İzmir kent
merkezinde ve Çeşme’de sık tercih edilen yiyeceklerin başında geliyor.
İzmir’de ilk zamanlarda seyyar arabalarda satılan "söğüş", özellikle Tarihi Kemeraltı
Çarşısı etrafındaki dükkanlarda müşteri buluyor. Haşlanmış kelleden
yapılan ve dil, beyin, yanak gibi kelle kısımlarının, yeşillik, domates
ve soğanla birlikte dürüm ekmeğine sarılarak sunulduğu söğüş, bir çok
İzmirlinin yanı sıra dışarıdan gelen ziyaretçilerinde beğendiği bir
lezzet.
-TATİL YAPMAK İÇİN BİRÇOK SEBEP VAR- Birçok
tarihi yapının bulunduğu İzmir’in ilçelerini, ziyaret etmek ve burada
tatil yapmak için birçok sebep var. Son zamanlarda ilçe olarak
popülaritesi artmaya başlayan Çeşme, sahip olduğu güzelliklerle çok iyi
bir alternatif. Deniz ürünlerinin mutlaka tadılması gereken ilçede,
ayrıca sakızlı kahve ve dondurma gibi sakızdan yapılan birçok yiyecek
ve içecek tadılabilir.
İlçeye bağlı Alaçatı beldesindeki taş
evler ve mimari yapı dikkat çekiyor. Macerasever deniz tutkunları,
beldenin dalgalı denizinde sörf yaparak yaşamlarına heyecan katabilir.
Sahip
olduğu doğa güzellikleri ve tarihi kalıntılarıyla şirinliğini her zaman
koruyan Foça, hem dinlenmek, hem de tatil yapmak isteyenler için ideal.
Çeşme’de olduğu gibi balık ürünlerinin tüketildiği Foça’da, yoğurtlu balık gibi değişik tatlarla tanışma fırsatı bulunuyor.
İzmir şehir merkeziyle Çeşme arasında kalan Urla’yı ziyaret edenler, katmer ve kabak çiçeği dolması tadabilir.
Canlı
ve kalabalık Çeşme yerine daha sakin bir yerde zaman geçirmek
isteyenler, Seferihisar ve Urla’yı tercih edebilir. Özellikle
balıkçıların yerleştiği Sığacık, zıpkınla balık avlamak ve koyları
yatlarla gezmek isteyenler için ideal.
Efes Antik Kenti, Meryem
Ana Evi, Aziz John Kilisesi, Artemis Tapınağı, İsabey Cami, Selçuk
Kalesi gibi önemli tarihi mekanlara sahip Selçuk’a bağlı Şirince köyü,
gerek mimarisi, gerek üzüm bahçeleri, gerekse de şeftali bahçeleri için
görülebilir.
Köyde yapılan gözlemeleri tatmadan ya da tercih
edilmesi durumunda ev yapımı şaraplardan içmeden buradan ayrılmak pek
mümkün değil.
-KARUN HAZİNELERİNİ MERAK EDENLER- İzmir-Ankara
kara yolu üzerindeki Uşak’ın geçmişten günümüze gelen en önemli
eserleri olan "Karun Hazineleri"nden parçaları Uşak Arkeoloji
Müzesi’nde görmek mümkün. Müze, MÖ 7. yüzyıldan itibaren bölgede
hakimiyet süren Lidya Krallığı’nın hükümdarı Kroisos’un (Karun) paha
biçilemez hazinesine bugün bu müze ev sahipliği yapıyor.
Müzeyi ziyaret edenler, Türkiye’ye iade edilen 450 parçalık "Karun Hazineleri"nin en seçkin parçalarından 300’ünü görebilirler.
Kent merkezindeki Kurtuluş Savaşı’nın son dönemlerinde karargah olarak kullanılan ve günümüzde Atatürk ve Etnografya Müzesi olarak hizmet veren tarihi ev de tarihi değeri yüksek bir mekan. Yunan Orduları Başkomutanı General
Trikopis’in 2 Eylül 1922’de Mustafa Kemal Atatürk’e teslim olduğu bu
müze evde, halk kültürüne ilişkin birçok eser sergileniyor.
Uşak, ziyaretçilerine mutfak kültürüyle de zengin seçenekler sunuyor.
Kente gelenlerin Uşak’ın meşhur tarhana çorbasının yanı sıra yumurta sızdırması, ciğerli bulgur, döndürme, Arap aşı, keşkek, alacatene, köpük helva, demir tatlısı ve tahin helvasından mutlaka tatmalı.
Ulubey ilçesindeki ABD’deki "Büyük Kanyon"un ardından dünyanın en uzun ikinci kanyonu olan Ulubey Kanyonları"nın uzunluğu 73 kilometreyi buluyor.
Kanyonlar, doğa tutkunları için iyi bir alternatif.
-MANİSA’DA CİLVELİ KAHVE VE SULTAN ÇAYI-
İzmir’in yanı başında yer alan ve şifalı mesir macunu, çekirdeksiz
sultaniye üzümü, damaklarda unutulmaz tat bırakan kebabıyla tanınan
Manisa, merkezinde ve ilçelerinde sayısız tarihi eser barındırıyor.
Kent merkezindeki Bereket Tanrıçası Kybele, Ağlayan Kaya (Niobe), Yeni Han, Rum Mehmet Paşa Bedesteni, Manisa Kalesi, şehirin geçmişine ışık tutuyor.
469
yıldır kesintisiz şekilde yapılan 41 çeşit baharatın karışımıyla
hazırlanan mesirin halka dağıtımı için yapılan şenlikleriyle kent, her
yıl renkli görüntülere sahip oluyor. Şenliklerle hem mesir macununun
unutulmasının önüne geçiliyor, hem de "şehzadeler şehri" olarak anılan
Manisa’da Osmanlı kültürü günümüze taşınıyor.
Manisa’daki Spil Dağı, kentteki karmaşadan uzaklaşmak ve doğayla baş başa kalmak için ideal yerlerden biri.
Kendine
has bir tadı bulunan Manisa kebabı, kentin simge yiyeceklerinden biri
olarak göze çarpıyor. Üzüm şırası eşliğinde yenebilecek Manisa
kebabının ardından tarihi Yeni Han’a özgü "cilveli kahve", Ayn-ı Ali
Türbesi bitişiğinde yer alan çay bahçesinde de "sultan çayı" içilebilir.
Manisa’nın Salihli
ilçesine bağlı Sart beldesindeki Sardes Antik Kenti ve yöresi, tarihte
çok önemli bir yere sahip. Tarihte devlet güvencesinde paranın
basıldığı ilk yer olarak bilinen Lidya Devleti’nin başkenti Sardes,
zengin bir kent olarak biliniyor.
Kula ilçesindeyse Kula evleri görülmeye değer eserler arasında.
Genellikle 18. ve 19. yüzyıl yapısı evleriyle ünlü olan Kula’da Osmanlı’nın özgün mimarisini görmek mümkün.
-FRİG VADİSİ DOĞA TUTKUNLARINI BEKLİYOR-
Sahip olduğu sıcak su kaynaklarıyla Anadolu’nun şifa merkezlerinden
olan Kütahya’daki termal turizm alanları, Çavdarhisar ilçesindeki
Aizanoi Antik Kenti, il merkezinde yer alan Frig Vadisi ziyaretçilerini
bekliyor.
Gediz ilçesinde iki, il merkezi, Tavşanlı, Simav,
Emet, Hisarcık’ta birer olmak üzere toplam 7 termal turizm merkezi,
şifa arayanların uğrak yeri. Hem tatilini Kütahya’da geçirmek hem de sağlık turizmi imkanlarından yararlanmak isteyenlerin en önemli alternatifi, Simav’daki Eynal Kaplıcaları.
İlçe
merkezine 4 kilometre uzaklıktaki Eynal, ziyaretçilerine şifa ve bol
oksijen vadediyor. Kalsiyum, sodyum bikarbonat ve sülfat içeren kaplıca
suyunun, romatizma, nevralji, cilt ve deri hastalıkları, böbrek taşları, siyatik, kireçlenme ve sedef hastalıklarına iyi geldiğine inanılıyor.
Simav Belediyesince işletilen kaplıca alanında 850 yatak kapasiteli iki otel ve apart ünitelerden oluşan konaklama
tesisleri yer alıyor. Odalarda termal banyo imkanından
yararlanılabiliyor. Eynal Kaplıcalarında büyük ve küçük olmak üzere iki
Türk hamamı, termal aqua park, restoran, toplantı salonu, piknik alanları, çay bahçeleri, spor alanları bulunuyor.
İl
merkezine geldikten sonra kara yoluyla 115 kilometre katederek ulaşılan
Gediz ilçesindeki Ilıca ve Murat Dağı Kaplıcaları, romatizmal
hastalıklar, mide, bağırsak, karaciğer, safra kesesi,
eklem ve kireçlenme rahatsızlıklarıyla metabolizma hastalıklarının
tedavisine destek oluyor. Ilıca Kaplıcaları’nda 464 yatak kapasiteli
apart ünitelerden oluşan konaklama tesisleri, termal havuz ve hamamlar,
kür merkezi, şifa arayanlara hizmet veriyor.
Kütahya’ya 16
kilometre uzaklıktaki Ilıca, Tavşanlı’daki Göbel, Emet’te yer alan
Yeşil ve Kaynarca, Hisarcık’ta bulunan Esire Kaplıcaları da bu ile
geldikten sonra görmeden gidilmemesi gereken yerler arasında
sayılabilir.
-AİZANOİ, FRİG VADİSİ VE 1000 YILLIK KESTANE AĞACI-
İl merkezine geldikten sonra 57 kilometrelik kara yoluyla
ulaşabileceğiniz Çavdarhisar ilçesindeki Aizanoi Antik Kenti de Roma
İmparatorluğu’nu günümüze taşıyan nadide eserleri barındırıyor.
1970
yılından itibaren aralıksız sürdürülen kazılarda gün ışığına çıkarılan
Zeus Tapınağı, agora, hamam, stadyum ve tiyatronun yanı sıra dünyanın
ilk borsası, sütunlu cadde, nekropoller, Türkiye’de tarih turizmine
ilgi duyanların görmesi gereken yerler arasında bulunuyor.
Kütahya-Eskişehir
kara yolunun 26. kilometresi yakınında başlayıp Ovacık köyüne kadar
ilin doğusu boyunca uzanan çamlar arasındaki kayalık alanda yer alan
Frig Vadisi, Kapadokya yöresinin kopyası gibi.
Kente
gelenler, Friglerin ana tanrıçası Kybele’ye adanmış açık hava
tapınakları, savunma amaçlı yapılar, kayaların oyulmasıyla oluşturulan
barınak, mezar odaları, ağıl, ahır, sarnıç, ambar, kilise ve şapelleri görmeden ayrılmamalı.
Türkiye’nin
en yaşlı anıt kestane ağacı, ziyaretçilerinin görmesi gereken farklı
bir alternatif. Merkeze bağlı Kumarı köyünde bulunan ve Bizans, Selçuklu, Germiyanoğulları, Osmanlı ile Cumhuriyet dönemlerine tanıklık eden, 1000 yıllık olduğu tahmin edilen ağaç, halen meyve veriyor.
-KONT DRAKULA’NIN AYAK İZLERİ-
Düşmanlarını kazığa vurdurarak öldürdüğü için "Kazıklı Voyvoda" diye
anılmasının yanı sıra "Vampirlerin atası Kont Drakula" olarak da
bilinen 3.Vlad’ın, Emet ilçesine bağlı Eğrigöz beldesindeki kalede
hapis yattığına inanılıyor.
3. Vlad’ın Osmanlı Padişahı Fatih
Sultan Mehmet tarafından esir edildikten sonra Eğrigöz Kalesi’nde
hapsedildiğine dair bilgilerin bundan birkaç yıl önce internette
yayılmasının ardından, Eğrigöz beldesi yerli ve yabancı turistlerin
ilgisini çekmeye başladı.
Eğrigöz Kalesi’nden, "Drakula" namıyla
efsaneleşen vampirin hapsedildiği yer olarak söz eden internet
sitelerinde, sarp kayalıkların üzerinde kurulan, dört yanı uçurumlarla
kaplı olduğundan kaçması imkansız olan bu kaleden sadece "Drakula"nın
kaçtığının belirtilmesi, bu yapının da ilde görülmesi gereken yerler
listesine katılmasına yeterli oluyor.
Bu arada, Kurtuluş
Savaşı’nın kazanıldığı Başkomutan Meydan Muharebesi’ne tanıklık eden
Dumlupınar ilçesi ile Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepe Çalköy
beldesindeki şehitlik ve anıtlar, Cumhuriyet tarihinin mutlaka
görülmesi gereken önemli yerleri arasında bulunuyor.
-ZENGİN KÜTAHYA MUTFAĞI- Dünyaca
ünlü Türk gezgin Evliya Çelebi’nin doğduğu kent Kütahya, İç Ege
mutfağının özgün damak tatlarını ziyaretçilerine sunuyor.
Düğün
yemeklerinin başta gelen çorbası yoğurtlu çevirme, Ramazan aylarının da
sevilen yemeklerinden. Miyane, oğma aşı, bulgur, yoğurtlu bulgur, tavuk
çorbası, çene çarpan ve karın çorbaları, bölgede yaşayanların
vazgeçilmez damak tatları arasında.
Kütahya güveci de oldukça
lezzetli bir yemek. Başka illerdekinin aksine eti bol olarak pişirilen
güveç, özellikle Tavşanlı ilçesinde tüketiliyor.
Kuru köfte,
yufka kırıntılarıyla hazırlanıyor. Köfte harcı, elle ovularak
parçalanmış yufka, yumurta, rendelenmiş soğan, kırmızı toz biber,
karabiber ve kıyılmış maydanozdan oluşuyor. Elips şeklinde hazırlanan
köfteler unlanıp yağda kızartılıyor. Genellikle soğuk yeniyor.
Bunların
yanı sıra tirit, sıkıcık, yufka böreği, şipit, gökçümen hamursuzu,
dolamber böreği, bükme, haşhaşlı pide ve doldurma kabak, kaymaklı
hamur, yufka, incir tatlıları, namaz lokması da ilin önemli damak
tatlarından.
Kent merkezinde yöresel yemekler, Germiyan Sokağı’nda bulunan konaklarda sunuluyor.
Alışveriş yapmak ve hediye almak isteyenler, Kütahya’nın meşhur çini, seramik ve porselen ürünlerinden satın alabilir.
-BODRUMDA GÜN BATIMI BİR BAŞKA- Muğla’nın Marmaris ve Bodrum
ilçelerini tatil için tercih edenler, eşsiz doğal güzellikleri
eşliğinde güzel bir tatil yapmanın yanı sıra damak zevklerine hitap
edecek yöresel yemekleri ve deniz mahsullerini tadabilir.
Gökova
kavşağından Marmaris’e gitmek için yola çıkanlar, iki yanında dev
okaliptüs ağaçlarının bulunduğu yoldan ilerleyerek Akçapınar köyünün
girişinde kahvaltıda tost yiyerek, yayık ayranı içebilir.
Çam ve
sığla ağaçlarıyla kaplı yolda yaklaşık 30 kilometre süren zevkli bir
yolculuğun ardından Marmaris’e ulaşan ziyaretçiler, yat limanındaki
onlarca restoranda, Ege’nin mavi sularından günün ilk ışıklarıyla
birlikte balıkçıların ağlarına takılan deniz ürünlerinin tadına
bakabilir.
Tarihi kale evlerinin arasındaki Nil Restoran’da
yöreye özgü meze çeşitlerinin eşliğinde servis edilen lagos balığı
beyaz et sevenlerin damağında unutulmaz bir tat bırakıyor.
Datça
yönüne giderken, yeşil ile mavinin kucaklaştığı eşsiz güzelliklere
sahip koylara köylere ulaşan tatilciler, yöresel tatların yanı sıra
Hisarönü köyü kavşağında bulunan Mavi Pide’de kuşbaşılı, kıymalı,
kaşarlı, yumurtalı ve patlıcanlı pide çeşitlerini yeme imkanına sahip.
Binlerce
yıllık tarihi mirasa sahip Bodrum Yarımadası gezip görüleceği
yerlerinin dışında turistlere lezzetli yiyeceklerde sunuyor. Bodrum’da
Ege’nin kendine özgü lezzetlerini mutlaka tatmalısınız. Yoğurttan
yapılan Köpoğlu mezesi, yöre zeytinyağıyla yapılan zeytinyağlılar,
kabak çiçeği dolması, bergamot reçeli, turunç reçeli, çingene salatası,
tahinli fasulye piyazı, çetimekli incir ve adaçayı yağı, yöreye özgü
tatlardandır. Taze balık, kalamar, ahtapot ve karidesin yanında gün
batımı bir başka oluyor Bodrum’da.
Özellikle Gümüşlük beldesine gidip de balık yemeden dönmemek gerek.
Bodrum’da
balık Gümüşlük’te yenir. Buradaki restoranlarda karides, taze kalamar
yanında deniz börülcesi ile güzel bir ziyafet çekilebilir.
Gümüşlük
Yalısı’ndaki Akvaryum Balık Restoran yemekleri ve kaliteli servisiyle
Bodrum’un gözde mekanlarından. Balık ve deniz ürünleri özenle
pişirilir. Bir defa gelenin mutlaka bir daha geldiği restoran,
yazarlar, devlet adamları, sanatçılar ve damak tadına düşkün olanların uğrak yeridir. Deniz ürünleri ve mezeler her zaman günlük hazırlanarak servise sunulur.
Bodrum’da en hoş balık keyfi birde Mazı’da yaşanır. Mazı’ya ulaşmak için önce Bodrum’dan Milas
yoluna çıkmak, Mumcular’a gelince Mazı yönüne sapmak gerekir. Yol sizi
önce Yukarımazı’ya, peşinden da Aşağımazı’ya götürecek. Burada sabah
tutulup getirilen lagos, sinarit, kılıç balığı gibi deniz ürünlerinin
tadına bakabilirsiniz.
-KAPLICALAR VE ANTİK KENTLER- Horozlarıyla ünlü Denizli,
zengin bir tarih ve kültüre sahip. Hierapolis ve Laodikeia, Tripolis
gibi antik kentleri, kaplıcaları ve dünyada eşi olmayan travertenlere
sahip Pamukkale ile Denizli görülmesi gereken bir turizm merkezi.
Ankara, İzmir ve Antalya
gibi şehirlerin kavşak noktası olan Denizli’de tatil yapmak isteyenler
için farklı alternatifler bulunuyor. Hava ve kara yolu ile ulaşımın
mümkün olduğu kent, daha girişten itibaren ziyaretçileri
güzellikleriyle karşılıyor.
Kara yoluyla Afyonkarahisar
yönünden giriş yaparken ya da hava yoluyla gelirken ziyaretçileri ilk
olarak Çardak ilçesinde yer alan Selçuklu eseri Çardak Kervansarayı
karşılıyor.
Doğal sit alanı
olarak belirlenen Kaklık Mağarası, "Yeraltındaki Pamukkale" diye
adlandırılıyor. Mağara, basamaklar halinde havuzları bulunan ve tavanın
çökmesi sonucu meydana gelen bloklar üzerinde gelişen beyaz renkli
travertenleri ile Pamukkale’nin küçük bir benzeri. Bol miktarda termal
suyun bulunduğu mağaranın, berrak, renksiz ve kükürt kokulu suyunun
bazı cilt hastalıklarına iyi geldiği belirtiliyor.
Denizli şehir merkezine gelirken Denizli Afyon kara yolunun 7.kilometresinde bulunan han, aynı adı taşıyan köyün hemen girişinde yer alır.
Denizli’nin
6 kilometre kuzeyinde yer alan Antik Laodikeia Kenti de Pamukkale’ye
giderken mutlaka gezilmesi gereken tarihi yerlerden.
Afyonkarahisar-Denizli
kara yolundaki Pamukkale sapağına döndükten sonra 1 kilometre ileride
bulunan Laodikya, Efes’ten sonra 2. büyük antik kent olma özelliği taşıyor.
Kazı çalışmaları devam eden antik kent, İncil’de bahsedilen 7 kiliseden birine ev sahipliği yapması dolayısıyla her sene birçok yabancı turisti ağırlıyor.
Denizli’de
kedi börülcesi çorbası, mercimek çorbası, domates çorbası, kuru börülce
çorbası, tarhana çorbası, ovmaç çorbası gibi yöreye özgü çorba türleri
tadılabilir. Kentte et yemeği sevenlerin tercihi ise tas kapaması,
kumbar dolması, sirkeli et, nohutlu et, tandır, kol dolması, ciğer sarma ve saçta işkembe.
Diyet
yapanlar ve hafif bir şeyler yemek isteyenlere ise yöreye özgü
taratorlu börülce, ebegümeci ve filiz salatası önerilebilir.
Denizli’yi ziyaret edenler, ünlü keşkek, aşure, patlıcan dolması, biber tatarı, tandır kebabı ve tahinli pideyi mutlaka tatmalı.
-PAMUKKALE- Denizli
denince ilk akla gelen Pamukkale travertenleri. Tarihi ve doğal
güzellikleriyle ünlü Denizli’nin en önemli turizm bölgesi olan
Pamukkale, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon
sonucu çökelme ile oluşan travertenlerden oluşuyor.
Hierapolis
Arkeoloji Müzesi’ne de ev sahipliği yapan Pamukkale ören yerini, tüm
güzellikleriyle keşfedebilmek için ziyaretçilerin en az yarım günlerini
ayırması gerekiyor. Geniş bir alana yayılan ören yerinde ulaşım zaman zaman nostaljik motorlu araçlarla sağlansa da müze, antik tiyatro
ve tarihi yapılarının hepsini görmek için bol zaman gerekiyor.
İnsanları güzelleştirdiğine inanılan antik havuzdan hakkıyla
yararlanmak için ise 10 günlük bir küre ihtiyaç var.
Ünlü
Karahayıt Kaplıcaları da Pamukkale travertenlerinden 5 kilometre
ileride bulunan aynı isimli beldede yer alıyor. Karahayıt’taki termal
su kaynağı, Pamukkale’deki su kaynağına benzer bir yapıya sahip
olmasına rağmen, burada beyaz travertenler oluşturmak yerine aktığı
yeri kırmızımsı bir renge bürüyerek süslemiş.
Karahayıt’ta
dinlendikten sonra Denizli’nin batısından geziye devam etmek isteyenler
İzmir yolundaki Sarayköy ilçesindeki termal merkezleri ziyaret edebilir.
Sarayköy’deki kaplıcalar da hem tatil yapıp hem de şifa bulmak isteyenlerin tercih edeceği yerlerden.
Tripolis
Antik Kenti ise Denizli merkezine 40 kilometre uzaklıktaki Buldan
ilçesi, Yenicekent beldesi ile Menderes Nehri arasındaki yamaç üzerinde
kurulu.
Honaz Dağı, Denizli’nin Honaz ilçesi sınırları içinde
yer alıyor ve Ege Bölgesi’nin en yüksek dağı olarak kabul ediliyor.
Milli parkın ana özelliğini, Ege Bölgesi’nin en yüksek dağı olan ve
2528 metre yüksekliğe sahip Honaz Dağı ve bünyesindeki kaynaklar
oluşturur.
Denizli’ye 70 kilometre, Güney ilçesine ise 20
kilometre uzaklıktaki Güney Şelalesi, birinci derecede sit alanı ve
genel sıralamada Türkiye’nin 23’üncü doğa harikası. Büyük Menderes’e
yaklaşık 20 metre yüksekten dökülen şelalenin kireçli suyu sayesinde şelale yatağında kalker basamaklar oluşmuş.
Binlerce
yıllık dokuma kültürüyle ünlü Buldan’daki 18. ve 19. yüzyıl Osmanlı
şehir dokusunu günümüze yansıtan 150’ye yakın ev de restore edilerek
turizme kazandırılıyor.
-AYDIN-
Tarih sayfalarına "Dağlarından yağ, ovalarından bal akar" sözüyle geçen
Aydın, verimli topraklarının yanı sıra turistik açıdan da önemli bir
yer.
Antik dönemin birçok bilgin, mimar, heykeltıraşının
yetiştiği Aydın’a gelenler, kentteki turlarına tarihi Tralleis Antik
Kenti’ni gezerek başlayabilir.
Aydın’dan yola çıkıp deniz
keyfini yaşamak isteyenler, meşhur çöp şiş tesislerine gidebilmek için
otobanın dışına çıkarak 30 kilometre ilerideki Ortaklar beldesinde kısa
bir mola vermeli.
Aydın’dan yola çıkarak Kuşadası’nı
gezmek isteyenlere Çamlık mevkindeki Türkiye’nin tek "Buharlı Lokomotif
Müzesi"ni görmeleri önerilir. Müzenin ardından Kuşadası’na Atatürk
Yolu’ndan gidecek tatilciler, 20 kilometre sonra Türkiye’de turizmin
başladığı Kuşadası’na ulaşabilir.
Mavi Bayraklı Pigale, Kadınlar Denizi, Güvercinada, Yavansu ve Aslanburnu plajlarında deniz keyfi yapacak tatilciler, Avrupa’nın en büyük su parkında rafting yapabilir, deniz canlılarıyla yüzebilir, yapay nehirde timsahları izleyebilir.
Kuşadası
denizi ve güneşi, çarşısı, kalesi, diskoları, otelleri, su parklarıyla
her kesime hitap edebilen tatil yörelerinden. Kuşadası’nın gezilmesi
gereken bir yeri de Güzelçamlı Milli Parkı.
Milli Park çıkışındaki Zeus Mağarası’nda da sıcak yaz günlerinin en serin dakikaları yaşanabilir.
Gün batımının en canlı görülebildiği Altınkum Plajı’ndan başlayarak 53 kilometrelik sahil şeridinde hemen hepsi kumsal olan çok sayıda koyu görebilecek ziyaretçiler, günün yorgunluğunu Apollon Tapınağı’nda atabilir.
Apollon,
antik dünyanın en büyük üçüncü tapınağı olmasının yanında, dünyanın
yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nın mimari ikizi olmasıyla
da dikkati çekiyor.
Didim’e 30 kilometre uzaklıktaki Bafa Gölü’ndeki balığın tadına mutlaka bakılmalı.
milliyet
